beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Prof. Dr. Ali KAHRİMAN

facebook-paylas
6 ŞUBAT’TAN MARMARA’YA ASIL SORU: “DEPREM NE ZAMAN DEĞİL, NERESİ ÖNCE?”
Tarih: 10-02-2026 15:28:00 Güncelleme: 10-02-2026 15:28:00


Bugün 6 Şubat depremlerinin yıldönümüne yaklaşırken, hafızamızda hâlâ aynı görüntüler var: yıkılmış şehirler, enkaz başında bekleyen insanlar ve bir anda altüst olan hayatlar… O gün Türkiye yalnızca büyük bir afet yaşamadı; aynı zamanda çok acı bir gerçekle de yüzleşti. Yıkan şey yalnızca deprem değildi, asıl yıkıcı olan hazırlıksızlıktı. 

6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli depremler, yapı kalitesinin, zemin koşullarının ve kamu yönetiminde risk önceliklendirmesinin ne kadar hayati olduğunu bütün açıklığıyla ortaya koydu. Aradan geçen zamana rağmen bugün hâlâ kendimize sormamız gereken temel soru değişmiş değil: Özellikle Marmara’da beklenen büyük depreme gerçekten hazır mıyız ve daha da önemlisi, bu hazırlığa doğru yerden mi başlıyoruz?

Türkiye’de deprem tartışmaları çoğu zaman aynı sorular etrafında dönüyor: Kaç büyüklüğünde olacak, fay hattı nereden geçiyor, ne zaman olur? Elbette bunlar bilimsel açıdan değerlidir. Ancak 6 Şubat bize çok daha temel bir gerçeği öğretti. Bir bina, depremin büyüklüğünü hissetmez; bir bina, zeminin kendisini nasıl ve ne kadar şiddetle salladığını hisseder. Asıl mesele, zeminin binayı ne kadar sert zorladığı, bu zorlamanın ne kadar sürdüğü ve yapının bu etkiye ne ölçüde dayanabildiğidir. Bu nedenle deprem riskini yalnızca haritalar üzerindeki fay çizgileriyle değil, yapıların gerçekte maruz kaldığı yer hareketi ile konuşmak zorundayız.

Deprem sırasında hem zeminin hem de yapıların ne kadar zorlandığını gösteren en yalın ve doğrudan bilgi, sarsıntının en şiddetli anındaki titreşim hızıdır; başka bir ifadeyle yerin en hızlı ve en sert sallandığı anın ölçümüdür. Bu ölçüm, bir bölgede deprem olduğunda binaların gerçekte ne kadar zorlandığını ortaya koyar. 6 Şubat’ta yaşanan büyük yıkımın arkasında yalnızca depremin büyüklüğü değil, bazı yerleşim alanlarında zemin özellikleri ile yapı kalitesinin bir araya gelmesi vardı. Aynı büyüklükteki yer hareketi bazı bölgelerde yıkıma dönüşürken, bazı bölgelerde çok daha sınırlı hasarla atlatıldı. Bu farkın adı ölçülebilir yer hareketi ile yapı dayanımıdır. Dolayısıyla risk yönetimi, tahminlere değil ölçüme dayalı verilere yaslanmak zorundadır.

Marmara için konuşulan senaryoların merkezinde bugün doğal olarak İstanbul bulunuyor. Ancak İstanbul tek tip bir şehir değildir. Aynı sokakta yan yana duran iki bina bile deprem karşısında tamamen farklı davranabilir. Bu kentte bir yanda daha yeni, taşıyıcı sistemi düzenli ve mühendislik hizmeti almış yapılar varken, diğer yanda özellikle 2000 yılı öncesinde inşa edilmiş, beton kalitesi zayıf, taşıyıcı sistemi düzensiz ve güçlendirilmemiş çok sayıda yapı yer almaktadır. Aynı sarsıntı, güçlü bir yapıda hafif hasarla geçerken zayıf bir yapıda ağır hasara hatta göçmeye dönüşebilmektedir. Bu nedenle artık “İstanbul riskli mi?” sorusu yerine çok daha doğru bir soruyu sormak zorundayız: İstanbul’da hangi ilçeler, hangi nedenlerle önce ele alınmalıdır?

6 Şubat depremlerinden sonra en sık dile getirilen kavramlardan biri hız oldu. Elbette hız önemlidir; ancak tek başına hız güvenlik üretmez. Gerçek şudur ki İstanbul’un bütün ilçelerini, bütün yapılarını aynı anda dönüştürmek mümkün değildir. Kaynak sınırlıdır, zaman sınırlıdır, insan gücü sınırlıdır. Bu nedenle deprem yönetiminin ana kelimesi hız değil, önceliktir. Neresi acildir, neresi kritiktir, nerede kısa sürede can güvenliği açısından anlamlı bir kazanım sağlanabilir, nerede izleme ve planlı güçlendirme yeterlidir sorularına cevap verebilen bir şehir, depremi bir korku başlığı olmaktan çıkarıp yönetilebilir bir plan konusu hâline getirir.

Bir ilçeyi deprem açısından öncelikli yapan tek bir neden yoktur. Genellikle eski ve kırılgan yapı oranı, zemin koşulları ve yerel zemin davranışı, nüfus yoğunluğu, hastaneler, okullar ve ulaşım aksları gibi kritik tesislerin varlığı ile faylara göre göreli konum birlikte belirleyici olur. Bu unsurlar bir arada değerlendirildiğinde ilçeler için bir öncelik haritası üretilebilir. Bu harita bir yıkım ilanı değildir; tam tersine, deprem olmadan önce nereden başlamamız gerektiğini gösteren bir akıl haritasıdır. 6 Şubat’ın en acı derslerinden biri şuydu: Risk büyük ölçüde biliniyordu, ancak riskin nerede daha yoğunlaştığına göre yeterli ve kararlı bir önceliklendirme yapılmamıştı. Marmara için aynı hatayı tekrarlama lüksümüz yoktur.

Marmara Bölgesi ve özellikle İstanbul için sık yapılan bir başka yanlış da riskin tek bir çizgiye, tek bir fay hattına indirgenmesidir. Oysa gerçek çok daha karmaşıktır. Bazı ilçelerde riskin ana kaynağı zayıf yapı stoğudur, bazı ilçelerde belirleyici olan zemin davranışıdır, bazı ilçelerde ise bu iki faktör bir araya gelir ve risk katlanarak büyür. Bu nedenle Marmara’ya yönelik kentsel dönüşüm politikası yalnızca “yenileme” hedefiyle değil, can güvenliğini önceleyen ve öncelik esaslı bir yaklaşımla yürütülmelidir. Aksi hâlde dönüşüm hızlanabilir, fakat risk aynı hızla azalmaz.
6 Şubat, yalnızca bir anma günü değildir; aynı zamanda çok güçlü bir uyarıdır. O gün yıkılan binaların büyük bölümü, depremden hemen önce de riskliydi. Sorun riskin bilinmemesi değil, bu riskin yönetilebilir bir öncelik planına dönüştürülememiş olmasıydı. Bugün Marmara için hâlâ zaman vardır; ancak bu zamanın değeri her geçen gün azalmaktadır.

Bu noktada çok açık bir cümle kurmak gerekir: Deprem bir seçim meselesi değildir, bir belediye polemiği değildir, bir parti tartışması hiç değildir. Deprem bu ülkenin en temel kamu güvenliği meselesidir. Bu nedenle deprem sırasında sarsıntıyı doğrudan ölçen izleme sistemleri yaygınlaştırılmalı, ilçeler için öncelik sıraları açık ve şeffaf biçimde ortaya konulmalı, kaynaklar her yere eşit dağıtılmak yerine en riskliye önce anlayışıyla kullanılmalı, üniversiteler, meslek örgütleri ve kamu kurumları kalıcı bir iş birliği içinde çalışmalı ve tüm süreçler seçim takvimine göre değil, bilime ve mühendisliğe göre yürütülmelidir.

6 Şubat depremleri bize çok ağır bir bedelle şunu öğretti: “Deprem kaderdir” demek kolaydır. Ancak ölçülebilir bir risk varken hareketsiz kalmak kader değil, ihmaldir. Marmara için hâlâ yapabileceklerimiz vardır. Sarsıntıyı ölçerek, riskin nerede yoğunlaştığını görerek, ilçe ilçe öncelik sırası oluşturarak ve gecikmeden harekete geçerek… 6 Şubat’ta kaybettiklerimize olan borcumuz, Marmara’da aynı acıları yaşamamak için bugün doğru yerden başlamaktır.



Bu yazı 97 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI